Öne Çıkanlar Galatasaray GSGazete Süper Lig Cesare Prandelli transfer

Melih Şabanoğlu Röpörtaj
Galatasaray Gazetesi olarak röportajlarımıza Galatasaray Tarihi hakkındaki üstün bilgileri ile tanınan Melih Şabanoğlu ile devam ediyoruz.. Bizleri kırmayıp teklifimizi kabul ettiği için de kendisine teşekkürlerimizi sunuyoruz..



İlk olarak sizi tanımayan ya da daha yakından tanımak isteyen taraftarlarımız için biraz kendinizden bahseder misiniz?



Esasında “adım hiçkimse” diye yanıtlamak isterim bu soruyu. En temel noktalarıyla hayatımı karakterize edebilecek birkaç özelliğim var. İlki Galatasaraylı olmam ve bu nedenle Galatasaray
Lisesi’ne gitmiş olmam. İkincisi formasyon olarak siyaset bilimi ve tarih ağırlıklı disiplinlere sahip olmam. Üçüncüsü ise gerçek manada okumayı çok sevmem.

Galatasaray tarihi konusunda çok yüksek bir bilgiye sahip olduğunuzu biliyoruz.
En çok merak edilenler arasında ‘’ Cimbom ‘’ kelimesinin nereden ve ne anlama geldiği var..


Cimbom tezahüratı, Galatasaraylı eski futbolcu Sabit Cinol’un 1920’lerde İsviçre’nin Servette takımından Türkiye’ye adapte ettiği bir slogan. Öykü şöyle. Galatasaraylı Sabit Cinol İsviçre’de
Lausanne’da yüksek öğrenim yaparken aynı zamanda Servette futbol takımıyla maçlara da çıkıyordu. O zamanlar Servette taraftarları, takımda santrfor pozisyonunda oynayan İskoç Jim adlı bir futbolcuyu yüreklendirmek için “Jim boom boom” diye tezahürat yaparlarmış. Muhtemelen Fransızca “gülecek” anlamına gelen “ri-ri-ri ra-ra-ra” nakaratını eklerlermiş bu “Jim boom boom”un ardına. İşte bu tezahüratı Sabit Cinol 1924’te Türkiye’ye getirdi ve “rerere rarara Galatasaray Cimbombom” olarak tribünlere adapte etti.

Futbol takımımızda geçen sene başından bu yana süregelen yükselişle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Esasında sadece futbol takımında değil, tüm branşlarda önemli bir atılım görüyoruz Galatasaray’da. Galatasaray 2000’de Avrupa’da zirveye çıkarken kulübün ve camianın zihniyet,
tesis ve pazarlama kapasitesi bu başarıyı yapısallaştıracak seviyede değildi. Şimdi bu üç unsur Ali Sami Yen Spor Kompleksi’nin açılmasıyla sağlıklı bir şekilde yanyana gelmiş duruyor. Galatasaray elbette bir spor kulübü, sadece bir futbol kulübü değil Avrupa’da örneklerini
gördüğümüz FC önisimli kulüpler gibi. Ama yine de futbol Galatasaray’ın hep merkezinde ve odağında oldu. Bu anlamda Galatasaray’ın 2000’lerde finansal manada üzerini örtmeye başlayan ölü toprağından kurtulmasına futbolla başlamak gerekiyordu. Fatih Terim bunun için getirildi göreve ve gelir gelmez de uçağın burnunu radikal biçimde havaya kaldırmayı
başardı bir “Futbol CEO”su olarak.

Bu sene çok yüksek umutlarla transfer edilenc oyuncular var. Burak, Amrabat, Dany, Umut, Furkan, Hamit.. Sizce doğru tercihler miydi?

Bence transfere belirli kriterler doğrultusunda bakmalıyız; maliyet / fayda, takımın seviyesini yukarı taşımak ve gelecek perspektifi gibi. Hangi açıdan bakarsak bakalım yaz dönemindeki
transferlerin büyük çoğunluğunun başarılı olduğunu düşünmek gerekiyor. Yaz ayında takıma katılan ve kendisinden beklenen faydayı bir türlü veremeyen tek oyuncu var, o da Nordin Amrabat. Amrabat’ı başarısız gösteren en önemli unsur ise bonservisine verilen yüksek meblağ. Bu da biraz Galatasaray’ın daha önceki senelerdeki transfer
dosyaları nedeniyle oluşan olumsuz itibarını onarmak içindi. Onun dışında Burak Yılmaz, Umut Bulut ve Dany Nounkeu transferlerinin Galatasaray’a çok faydalı olduğu görülüyor. Bayern
München ve Real Madrid’de geçirdiği son iki sezonda maç kondisyonu olarak çok gerilere düşen Hamit Altıntop’un da geçiş sürecini tamamladığını söyleyebilirim. Bu anlamda ilk yarıda tüm önemli maçlarda takıma önemli katkılar sağlayan Hamit Altıntop’un ikinci yarıdaki tüm maçlarda benzer katkıyı yapmasını bekleyebiliriz. Furkan Özçal’a gelince. Nihayetinde 1990 doğumlu ve hem Kayserispor’da, hem Galatasaray’da yaz kampına katılmayan bir oyuncudan söz ediyoruz. Onun hakkındaki kararı bu nedenle fizik yüklemesini tamamlamasından sonra vermeliyiz.

Peki yapılan bu transferlerden sonra Galatasaray’ın ilk yarıda gösterdiği performans sizi tatmin etti mi ?

Kanımca ilk yarı performansını transferden ayırmalıyız. Söz konusu futbolcular Galatasaray’a 17-20 maç yapmaya gelmediler. Minimum 3-4 sezon oynamak için geldiler. Kaldı ki transfer
minimum bir yıllık bir projedir ve biz o bir yılın sadece yarısını geçtik. Son düzlüğün tamamlanmasına ise daha yarım sezon var. Kanımca performans açısından Galatasaray ilk yarı kendisinden beklenenin ötesinde başarılı oldu. 2001-2002 sezonundan bu yana Avrupa’da
Şampiyonlar Ligi seviyesinden hızla uzaklaşan ve 6 yıldır bu turnuvayı unutan Galatasaray’ın katıldığı ilk sene son 16’ya kalması önemli bir başarı bence.
Herkes dudak büküyor SC Braga ve CFR Cluj’a, ama mesela SC Braga Galatasaray’ın son 10 yılda sadece bir kez son 16’ya kadar gelebildiği Europa Ligi’nde final oynamış bir takım. Ayrıca ciddi bir CL tecrübesine sahip. Keza CFR Cluj da öyle. Lige gelince, Galatasaray belki hesapladığı puanın altında kaldı ama rakiplerinin şu ya da bu biçimde 1-2 adım önünde de tamamlamayı başardı. Soruyu “iyi futbol” olarak ele alırsak, evet Galatasaray ilk yarıda iyi futbol oynamadı. Bunun da yapısal nedenleri var.

Galatasaray şu anda belki de hiçbir takımın oynamadığı bir sistemle oynuyor, sizce ne kadar doğru ne kadar yanlış bu sistem ?

Eğer sistemden kasıt baskılı 4-4-2’yse, hem bu formasyon hem de baskılı futbola dayanan Terim felsefesi Türkiye’de başarılı olmak için gerekli ve yeterli bir sistem sunuyor bize. Formasyon
haricinde konuşacak olursak, baskılı futbol felsefesi Avrupa futbolunda, özellikle de Şampiyonlar Ligi seviyesinde pek çalışan bir sistem değil çünkü artık takımlar 2000’e oranla inanılmaz hızlılar, hem paslaşma, hem de topu koşturma anlamında. Bu nedenle preszle top kazanmak çok çok zor ve yorgunluğu artıran bir unsur. Zaten Galatasaray’ın Türkiye’de geçen yıl oynadığı baskılı futboldan kısmen uzaklaşıp bu sezon sahanın enlem ve boylam anlamında daha çok parçasına yayılan bir futbola evrilmesinin nedenini de burada aramalıyız. Formasyona gelince, Galatasaray bence elindeki kadro yapısına en uygun formasyona (4-4-2) sahip. Galatasaray’ın kadro yapısına bakınca merkez oyuncusu karakterine sahip olanların ezici
bir hâkimiyetini görüyoruz, Selçuk İnan, Felipe Melo, Emre Çolak, Hamit Altıntop, Umut Bulut, Burak Yılmaz ve Johan Elmander gibi. Bu nedenle kanatların pozisyonel olarak çalıştığı ve ana
omurganın merkeze yaslandığı 4-4-2 kuşkusuz Galatasaray için en ideal formasyon. Bu konuyla ilgili bir şeyden daha bahsetmek gerekiyor; çoğu Galatasaraylı sanal alemde
okudukların da etkisiyle takımın bir 4-3-3 varyantı olan 4-2-3-1 formasyonuyla oynamasını istiyor. Ancak eldeki kadro yapısına bakınca Galatasaray’ın asla 4-2-3-1 oynayamayacağını görüyoruz. Zira Galatasaray’da hem gol, hem asist bakımından istenilen standartlara sahip bir kanat futbolcusu yok. Albert Riera, Nordin Amrabat ve Aydın Yılmaz oyuncu karakteri olarak 4-2-3-1’e uygun değiller. Çünkü bu üç futbolcunun hem asist, hem gol istatistikleri inanılmaz cılız. Halbuki 4-2-3-1 formasyonda orta göbekteki ikilinin önünde oynayan üç oyuncunun hem asist hem gol istatistiklerinin 10’un üzerine çıkması lazım, tıpkı Michael Skibbe dönemindeki Harry Kewell, Casio Lincoln ve Arda Turan’ın ulaştığı istatistikler gibi. Bu anlamda bir sezonda toplam 5-6 gol atan Aydın Yılmaz, Nordin Amrabat, Albert Riera’yla 4-2-3-1 oynamak mümkün değil.

Takımın en önemli parçası olarak kimi görüyorsunuz?

Galatasaray’da takımın en önemli parçası olan tek bir futbolcu var, o da Selçuk İnan. Selçuk İnan, takımın boyunu ayarlayan, takımın merkezini elinde tutan ve sürekli olarak oyunun içinde olan müthiş bir futbolcu. Bu dediğimi MatchStudy.Com’un geliştirdiği “oyuncu süreklilik endeksi” de kanıtlar nitelikte. “Süreklilik endeksi” bir futbolcunun takımının oyununa olan katkısının sürekliliğinin ölçüldüğü bir değer. Bu değer, oyuncunun peşpeşe gelen iki topla buluşması arasındaki sürelerden oluşan dizinin standart sapmasını ters çevirerek elde ediliyor. Yani, oyuncu topla ne kadar sık ve dengeli aralıklarla oynarsa bu endeks o kadar yüksek oluyor. Bu endekse baktığımızda Türkiye’de oyunun sürekli içinde olan en önemli futbolculardan birisinin Selçuk İnan olduğu görülüyor.

Bakıldığı zaman geçen sene gelen şampiyonlukta skor olarak en büyük katkıyı Melo-Selçuk ikilisi yapmıştı. Bu sene ise bu iki oyuncu şu ana kadar üç gollük bir katkıda bulundular. Bu düşüşün sebebi nedir?

Esasında bu bir düşüş değil, rol farklılaşması. Galatasaray geçen sezon baskılı bir futbol oynuyordu ve merkezi, takımın boyu daha kısa olduğu için oldukça ilerideydi. Bu da, özellikle Selçuk İnan’a pozisyon golleri atabilecek bir imkân veriyordu. Mesela İstanbul’daki Gaziantepspor maçında Selçuk İnan bomboş kaleye bir gol atmıştı Kazım Kazım’ın asisti sayesinde. Ya da deplasmandaki Kayserispor maçında rakip defansın 18 üzerindeki hatasını değerlendirebilecek bir mesafedeydi golünü atarken. Bu örnekleri deplasmandaki Samsunspor, 4-1’lik İBB maçlarıyla artırabilirim. Bu sezon ise Galatasaray’ın boyu daha uzun ve takımın merkezi geçen sezona göre daha geride. Bu da otomatik olarak Selçuk İnan’ın rakip kaleden daha uzakta kalmasıyla sonuçlanıyor.

Bu sezon Galatasaray’ın oynadığı futbol merkezdeki orta saha futbolcularından daha çok doğrudan hücum hattında yer alan oyuncuların gol atmasına yol açıyor. Yani evet Selçuk İnan ve Melo’nun geçen sezona göre attığı gol sayısı düştü ama buna karşın Galatasaray’ın hücum hattındaki futbolcuların attığı gol sayısı da radikal biçimde arttı. Mesela Umut Bulut, geçen sezon Johan Elmander’in attığı toplam golün (12 gol) sadece bir eksiğine ilk yarıda ulaştı.

Bir de şunu söylemek istiyorum. Geçen sezon İnan-Melo ikilisinin 40’ar maçlık maratonda attığı gol sayısı 25’ti ve bu gollerin yanılmıyorsam 17’si penaltı, frikik, şut ve hava topundan gelmişti. Yani pozisyon gollerinin sayısı oldukça azdı. Bunu da dikkate almak gerekiyor.

Tüm bunları üst üste koyduğumda ben Selçuk İnan’da bir gerileme olduğunu düşünmüyorum. Melo’da ise sezon başı kampına katılmamanın yarattığı eksiklik vardı. Yanılmıyorsam Melo geçen sezon tatilden 9 kilo fazlayla dönmüştü ve bu kiloların hepsini de ilk yarıda veremedi.


Bilindiği üzere Şampiyonlar Ligi’nde gruplardan çıkmayı başardık ve belki de en şanslı kuralardan birini çektik. Sizce bir üst turda şansımız ne kadar?

Açık konuşmak gerekirse Galatasaray Schalke 04 eşleşmesinde favori Alman takımıdır. Ancak bu, Galatasaray’ın bir üst tura, yani çeyrek finale çıkma ihtimalinin çok az olduğu anlamına hiç gelmez. Galatasaray eğer çeyrek finale yükselebilirse, buradan öte geçebilme olasılığı radikal biçimde düşecektir.

Peki Schalke’yi elememiz için takıma takviye yapılmalı mı, hangi bölgeleri eksik/yetersiz görüyorsunuz ?

Bence vizyonla misyonu karıştırmamak lazım. Galatasaray’ın vizyonu 10 yıl içinde Avrupa’nın 10 büyük kulübünden birisi olmak. Bu gerçekleştirmesi oldukça zor bir vizyon çünkü bütçe anlamında Galatasaray’la Avrupa’da mücadele ettiği üst seviyedeki rakipleri arasında ciddi bir seviye farkı var. Bu farkı yavaş yavaş kapatmanın yolu ise sürekli olarak her yıl Şampiyonlar Ligi’nde mücadele etmekten geçiyor. Dolayısıyla Türkiye’de şampiyon olmak Galatasaray için yaşamsal önemde. Çünkü Türkiye şampiyonluğu Avrupa’ya çıkmak için tek pasaport. Diğer taraftan 2002, 2006 ve 2008’de kazanılan perakende şampiyonlukların ne Türkiye’de dominasyon sağlamak ne de Avrupa’da seviye atlamak için yeterli olmadığını gördük. Bu nedenle 1996-2000 sürecinde olduğu gibi üst üste şampiyonluklar, ülke hâkimiyeti gerekiyor Avrupa’da bir yerlere gelebilmek için. Bu nedenle eğer takıma takviye yapılacaksa bu
Şampiyonlar Ligi için değil, Türkiye Ligi’nde şampiyonluğa daha rahat ulaşmak için olmalı. Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale çıkmakla elde edilecek gelirin telafisi var ama Türkiye şampiyonluğunu kaçırarak gelecek seneki Şampiyonlar Ligi gelirlerinden mahrum olmanın şu an için hiçbir telafisi yok. Takviyeye gelince. Kanımca üç pozisyona takviye yapmalı Galatasaray. Sol bek, stoper ve ofansif orta saha. 

Gönlünüzde yatan, ‘ Keşke Galatasarayda oynasa’ dediğiniz bir futbolcu var mı ?

Dünya futbolu anlamında Galatasaray’da oynasa keşke diyebileceğim çok oyuncu var. Messi mesela. Ama yerli segmantasyonuna bakınca keşke Galatasaray’da olsa denilebilecek çok az oyuncu olduğu görülüyor. Bunun dışında kim olursa olsun, nereden gelirse gelsin her Galatasaray futbolcusu benim için hoş geldi, sefa geldi.

Günümüz pahalı futbol piyasasında altyapıdan oyuncu yetiştirmenin önemi bir kat daha arttı, Galatasaray’da son dönemde Emre Çolak, Semih
Kaya, Aydın Yılmaz gibi altyapıdan yetişen isimleri ilk 11’e yerleştirmeyi başardı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?


Tüm tarihi süreç dikkate alındığında ben Galatasaray altyapısının biraz abartıldığını
düşünüyorum. Şundan; altyapıdan sürekli futbolcu yetişmiyor, belirli bir sistem yok, altyapı eğitim düzeyi ise oldukça zayıf, taktik disiplin fazla öğretilmiyor. Kanımca Türkiye’nin en iyi oyuncusu açık ara Arda Turan’dır ve aynı Arda Turan’dı galiba, 2008 ya da 2009’da “4-4-2’de sol kanat oyuncusunun nasıl oynaması gerektiğini ulusal takımda öğrendim” diyen. Arda Turan’ın bir Galatasaray altyapısı ürünü olduğunu düşününce Futbol Akademisi’nde oyunculara nelerin öğretildiği konusunda maalesef iyimser olamıyor
insan. Esas soruya gelince; eğer Semih Kaya ve Emre Çolak ilk 11’de düşünülen isimler arasındaysa bunu altyapının başarısından çok Fatih Terim’in altyapı patentli futbolcu düşkünlüğüne borçluyuz. Bir de camianın altyapıya yönelik umutlarına ve sabrına.

Alt yapıdan takip ettiğiniz, A Takıma çıkmasını beklediğiniz bir oyuncu var mı?

13. Açıkça altyapıda takip ettiğim kimse yok. Geçen yıl Mertan Caner’den ve Okan Derici’den biraz ümitliydim ama bu yıl ümitlerimi inanılmaz tırpanladım.

Fatih Terim alt yapıdan yetişen oyuncular için çok büyük bir şans olsa gerek. O’nun hakkında elbette söylenecek çok şey var ama, Melih Şabanoğlu’na göre Fatih Terim ne demek ?

Fatih Terim bana göre ilk olarak çok çalışkan birisi. İkincisi futbolcuyu iyi tanıyan ve onu belirli bir hedefe yöneltmeyi bilen önemli bir lider. Üçüncüsü de iyi bir Galatasaraylı. Ama Fatih Terim
bu üçünün toplamından çok daha fazla birisi ve çok daha önemli Galatasaray tarihinde. Diğer taraftan Terim’in potansiyelini henüz gerçekleştirmediğini düşünüyorum. Çünkü 2000’de
İtalya’ya giderek bence meslek yaşamında 10 yıl geriye düştü. Bu açığı kapatması lazım, hem de hemen ve şimdi kapatması lazım. Benim beklentim bu yönde.

Galatasaray Fatih Terim’den bir Ferguson modeli yaratabilir mi/yaratmalı mı sizce?


Acıkça Sir Alex Ferguson’ın bir model olduğunu düşünmüyorum. Çünkü o istisnaî bir durum ve diğer kulüpler için ulaşılamaz bir zirve. Eğer bir model arayacaksak en doğrusunu bulmak için FC Barcelona ve La Masia örneğine bakmalıyız. Burada bu iki örneği verirken, “gelirken ne vadettiğiniz değil, giderken ne bıraktığınız ve ne görmek istediğiniz önemlidir”i kastediyorum. Biz de Terim’i Sir Alex gibi ne kadar uzun süre koçluk yaptığıyla değil, eşofmanlarını astığında arkasında sürekli işleyen bir sistem bırakıp bırakmayacağıyla
değerlendirmeliyiz. Terim döneminde kazanılan kupaların, arkasında işleyen pırıl pırıl bir sistem bırakmasıyla daha anlamlı hale geleceği düşüncesindeyim.

16- Son dönemlerde Galatasaray Tv’de çok büyük değişimler var, yayınlanan programlar çok beğeniliyor ancak bazı eleştirilerde var tabiki. Son
olarak Rıdvan Dilmen, İbrahim Seten gibi isimlerin programa çıkacağı söylendi. Sizce doğru mu bu politika?


Çok net biçimde Galatasaray DNA’sıyla uyuşmayan bir şeydi Rıdvan Dilmen, İbrahim Seten, Mehmet Aslan gibi simaları GSTV’ye davet etmek.
Bundan da önemlisi Galatasaray Spor Kulübü’nün Başkanı’nın karşısına çıkarmak. Galatasaray’da başkanların önemli bir görevi var. O da oturdukları koltuğun Ali Sami Yen Bey’in koltuğu olduğunu bilmektir. O koltuğun masumiyetini korumak gerek. Bu herkesin ödevi olmalı.

Türk hakemleri son dönemde gerçekten çok aşama kaydetti. Uluslararası alanda bir çok karşılaşmalar veriliyor ancak böyle bir dönemde
geleceği çok parlak olarak gösterilen Halis Özkahya – Meireles olayı meydana geldi. Çıkan kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?


Raul Meireles sorununu dışarıda bırakınca, Halis Özkâhya’nın o maçtaki yönetiminin belki de son 15 yıldaki en iyi Galatasaray-Fenerbahçe yönetimi arasında ilk üçe girdiğini söylemeliyiz. Ancak maalesef Meireles yüzünden bu hakemimizi kaybetme noktasına geldik. Diğer taraftan Meireles konusunda PFDK ve Tahkim Kurulu kararları arasında ortaya çıkan mesafenin bugünlerde pek yazılıp çizilmeyen ciddi bir arka planı olduğunu düşünüyorum. Eğer TFF yönetiminden insanlar bile bu kararın yanlış
olduğunu söylüyorsa demek ki bilmediğimiz birçok faktör devrededir. Ama sanılanın aksine gelinen bu noktanın ben Galatasaray’ın önünü biraz daha açtığını düşünüyorum.

İleride Galatasaray’da bir mevkide görev almak gibi bir isteğiniz varmı ?

Böyle bir isteğim ve talebim yok. Galatasaray’ı uzaktan sevmek, aşkların en güzeli.

Galatasaray Gazetesi Özel | Mustafa Aksoy

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.