Bir hafta maç yapmamanın bu kadar etkilememesi gerekiyordu. Tamam sistem yanlış, tamam bay geçme gibi saçma bir uygulama getirdiler ama Darıca Gençlerbirliği maçında sanki tekrar sezon başı kampına dönmüş gibi bir görüntü vardı. O gün çok oynamayanlar ve hastalıktan çıkanlar oynadı diyelim. Dün kimler oynadı? Altmış dakika son üç hafta kazanan kadro oynadı. Her verilen arada sıfırdan başlıyormuş gibi oluyor. Her şeyi teknik kadroya bağlamak yanlış oldur. Demek ki oyuncuların da kendilerine daha iyi bakmaları lazım.
Karşılaşmanın 46.dakikasına kadar futbol oynandı, sonrasında maalesef yine bir hakem maçın önüne geçmeyi başardı! Maçın ilk yarısında Galatasaray için devreye 0-0 girmek şanstı. Baskı yapan, pozisyonlar bulan Karagümrük karşısında o baskıyı kıramadı Galatasaray. Pas yaparak atak organizasyonu yapılamadı. Bu durumda farklı bir plan gerekiyor. Dün çok hareketli, çok enerjik bir Diagne vardı. Uzun topa dönüp, Diagne’nin fizik avantajından faydalanma düşüncesi yerine, pasla çıkmaya çalışmada ısrar edildi. Diagne kendisine atılan topları alsaydı, takım da ileri çıkardı ve oyunu rakip sahaya taşıma imkanı olurdu. Böylece rakibini de kalesinden uzak tutabilirdi Galatasaray. Geçen hafta Yeni Malatyaspor bunu yaptı Fenerbahçe’ye karşı. Babacar topu rakiplerine göstermeyince Fenerbahçe’nin yapmaya çalıştığı pres boşa gitti. Buna rağmen son hareketlerde doğru tercihler yapılsa, top kontrolü yerine tek vuruşta şut tercih edilse Galatasaray da öne geçebilirdi. Mesela maçın ilk dakikasında bir pozisyon var. Oğulcan sıfırdan kaleye vurdu. İnanılmaz yanlış bir tercihti.
İkinci yarının ilk saniyelerinde Karagümrük’ün bulduğu bir gol var. Linnes rakibini kaçırdı, Saracchi kademeye giremedi, doğru. Benim başka bir şey dikkatimi çekti. Golde en büyük hata Oğulcan’ın. Neden? Santra yapılmış. Herkesin aldığı pozisyon belli. Sol beke atıldı top. Bir devre boyunca Balkovec ile karşı karşıya geldiler ve bir devre boyunca topu Linnes’in arkasına attılar. Balkovec topu çizgide alınca tehlikeli bir pas olarak ne yapabilir? Linnes’in arkasına uzun atabilir. Zaten sol ayaklı bir futbolcu. Niye solunu açık bırakıyorsun güzel kardeşim? Çeksin topu sağına, ne olacak? Akan oyunda yetişemez oyuncu belki fakat santra yapılmış. Pozisyon kaybı olması mümkün değil. Buradan sonra sahada futbol diye bir şey kalmadı. Galatasaray’a karşı belli ki kendince bir problemi var Sayın Mustafa Öğretmenoğlu’nun. Covid geçirmiş, geçmiş olsun. Bu ay başında covid olan bir hakemi bu maça vermişler, dün maçtan sonra öğrendim. Hastalıktan çıktığı halde bu maça verilmesinin bir nedeni varmış gerçekten. İnsanlar boşuna çıldırmadı. Futbolu yıllardır izleyen, maçların da her anını dikkatle izleyen herkes buradaki sıkıntıyı görür. Galatasaray baskı kuracak, atak yapacak, topu kapıyor, atak nasıl olacak diye bakarken saçma sapan düdükler geliyor. Arda’ya çaldığı faul var, Taylan’a çaldığı faul var, daha bir sürü var.Mücadele etme şansı, oyun oynama şansı verilmiyor. Bu arada da dördüncü hakem dururken, Fatih Terim ile görüşmeye bizzat kendisi gidiyor. Bir şeyler olmasının zemini hazırlanıyor. Oyuncular buna rağmen oynamaya çalışırken faul nasıl yapılır sorusunun örnek cevaplarından bir faul yapılıyor Linnes’e. Sadece faul değil, net sarı kart. Gözünün önünde, gördüğü halde çalmıyor. İşte burada herkes zıvanadan çıkıyor. Devamında da zeminini hazırladığını uyguluyor. İyi maç yöönetirsiniz, kötü maç yönetirsiniz. Bunlar başkadır. İnsanları sistematik olarak sinirlendirmek iyi veya kötü hakem performansından başka yerlere gidiyor. Sonra bir penaltı verdi. Eğer Diagne’nin pozisyonu penaltıysa, ilk yarının sonunda Emre Akbaba’nın ayağına basılan pozisyon yüz kere penaltı. Herkes çıkıp, konuşuyor. Galatasaray maç kaybedince niye konuşması beklenen yöneticiler konuşmuyor?