Galatasaray'ın Kopenhag karşısındaki performansından ziyade bu yazıda farklı bir konuya değinmek istiyorum. 

Atanla, tutan gününde olmayınca böyle bir skor kaçınılmaz oldu. Icardi ve Muslera'nın yanı sıra Kerem, Angelinho, Nelsson ve Okan Buruk maçın kötülerindendi. Maçın en iyisi açık ara Boey'di.

Ancak gelelim maçı olumsuz etkileyen başka bir unsura. Galatasaray taraftarı...

Bilet alan, her türlü fedakarlığı yapan, deplasmanlardan taraftara açık idmanlara kadar gelip takıma sonsuz destek olan Galatasaraylılar, bu sezon anlamsız bir şekilde futbolcu seçip topçu gömme yarışı içine girdi. Özellikle yerli futbolculara haksız ve gereğinden fazla tepki gösterilmeye başlandı. Elbette Yunus Akgün ve Berkan Kutlu oynamak istedikleri için gitti ama onların gitmek istemesinin sebeplerinden biri de ilk tepkiyi alan, protesto edilen her zaman onlar oldu. 

Zaman zaman basın tribününde maçları izleyen biri olarak hep şunu gördüm; Mertens en kötü maçını da oynasa alkış kıyamet, büyük destek vardı. Olması gereken de bu. Ama bu destek her futbolcuyu kapsamıyor nedense. 

Güven Taner'den Okan Buruk sözleri: "Beşiktaşlıyım ama..." Güven Taner'den Okan Buruk sözleri: "Beşiktaşlıyım ama..."

Yabancılara Florya'nın suyu, yerliler 'çöp'

Geçen sezonun en iyilerinden ve sezona da iyi başlayan Kerem Aktürkoğlu, her maç kendini taraftara ispat etme baskısıyla oynuyor. Tribünlerdeki ıslık ve protestolara karşı ona destek olanlar elbette var. Ama sosyal medya korkunç bir bataklık. 'Çöp, futbolcu değil, itici...' gibi söylemlerle futbolcular değersizleştiriliyor. Hatta küfür ve hakaret ediliyor. 

Sürekli transfer isteme hastalığından vazgeçin. Eldeki değerleri parlatmakta teknik direktör kadar, onlara özgüven aşılayan taraftarların da büyük payı var. 'Florya'nın suyu' kavramı yabancılara işliyor da yerlilere neden işlemiyor? Artık ayıp edilmeye başlandı.

Kötü performansa bir tepki verecekseniz adaletli olun, yerli-yabancı diye ayırt etmeyin. Sempatik veya antipatik diye futbolcu ıslıklamayın. En önemlisi mümkünse oyundan çıkarken veya maç sonunda ıslıkla tepki gösterin. 

Büyük takım topçusu baskı altında oynamayı bilecek deniyor. Doğru ancak neden hep aynı futbolcular bu baskıyla bir meydan okuma yapmak zorunda. Yunus, Emin, Berkan, Barış Alper, Kerem, Kazımcan gibi oyuncular gidecekse daha yüksek bedellere gitmeli. Değersizleştirip 'kaçış' olarak kulüpten gitmemeliler. 

Tribüncülere laf etmek haddime değil ancak maç boyu elde telefonla bir müşteri gibi davranacaklarsa kendilerini de sorgulamalılar.

Yazarı Twitter'dan takip edin: Vahap Özdemir