FOTO HABER

Yolanthe Cabau: ''Sonsuza kadar burada kalmak istiyorum''

Abone Ol

Galatasaray'ın Hollandalı yıldızı Wesley Sneijder'ın eşi Yolanthe Cabau, Hürriyet gazetesinde Savaş Özbey'e röportaj verdi.

Benim için nerede ya da ne kadar uzakta olduğunun önemi yok. Eğer en sevdiğiniz insanlar içindeyse, orası evdir benim için.

Yolanthe, Türkiye'ye geldiğinden beri sadece Galatasaraylıların değil, Beşiktaş, Fenerbahçe ve diğer kulüplerin de 'yenge'si oldu.

Yolanthe Cabau, Türkiye'deki yaşamından Sneijder ile olan ilişkisine, oğlu Xass'tan Türkçe öğrenmesine kadar birçok konuda oldukça samimi cevaplar verdi.

Tabii ki güzelleştirmek istemen başka bir şey. Şirin eşyaler alırım, mumlar koyarım, yemekler pişiririm... Birazcık müzik katarım... Ev olduğunu iyice hissedebilelim diye. Dilini bile bilmediğiniz, yabancı bir ülkeye geliyorsunuz. Ama sizi böyle kabulleniyorlar. Türkiye’yi o kadar çok seviyorum ki sonsuza kadar burada kalmak istiyorum.

Benim zaten kalabalık bir ailem vardı. Dokuz kız, dört erkek kardeşiz. Şimdi çok daha büyük bir ailenin ferdiyim. Türkiye’ye gelince bir ülke dolusu kardeşim oldu.

Biraz Türkçe öğrendim. Ama hala zor. Günlük işlerimi yapabilecek kadar.

Tabii bana sözlerin anlamını da gönderdiler. Çok zorlanmadım ezberlerken çünkü mutlu bir şarkı. Kolayca akılda kalıyor. ('Katibim' şarkısı için)

Bir kere çok rahat giyinirim. Makyaj yapmam, saçlarımı tepeden toplarım. Bebeğimle vakit geçiriyorum. Wesley’yle oyun oynuyoruz. Monopoly, iskambil, her şey... İkimizin de hoşuna gidiyor. Rahatlıyoruz.

Annem ve babamdan dolayı Hollanda ve İspanya yemekleri yapıyorum. Ama İstanbul’a geldiğimizden beri Türk yemeklerini de öğreniyorum.

Yaprak sarmam iyidir. Ama Wesley en çok köftelerimi ve dolmalarımı seviyor. Her akşam yapsam sıkılmaz. Tam bir et delisi. Ben sadece balık yediğim için yemeklerde ufak tefek değişiklikler yaptığım da oluyor. Mesela köfteyi kıymayla değil, balıkla yapıyorum. Haftada en az beş akşam evde yeriz. Haftada bir kere de ya restorana ya da arkadaşlarımıza gidiyoruz.

Çok fazla insan tanımıyorum İstanbul’da. Ama az da olsa tanıdıklarım çok düzgün insanlar. Kıvanç’la Başak da onlardan biri. En iyi arkadaşlarımız. Her gün en az bir kez konuşuruz. Geçen yılbaşına hep beraber girdik.

Şu paparazzi meselesi çok zor. Çoğu zaman evde olmayı tercih ediyoruz.

Önce bir süre Nişantaşı’nda oturduk. Şimdi Ataköy’e taşındık. Herkesi çaya bekleriz. Bağdat Caddesi taraflarını da çok seviyorum ama trafik berbat.

Şeker, gel, hayır, evet, güzel, yemek... Ha bir de ‘yenge’... Yardıma gelen kadın bana devamlı ‘yenge’ dediği için onu da kaptı. Oğlum bile bana ‘yenge’ diyor. Bir de beraber Türkçe pop dinliyoruz. Oradan da öğreniyor.

Wesley’yle ben farklıyız tabii. Gol atamamışsa kendi taraftarları kızgın oluyor, atmışsa karşı taraf. Ama beni Beşiktaşlılar da Fenerliler de seviyor. Hele Xess’e bayılıyorlar. Onunla Türkçe konuştukları için Türkçe öğrenmeye başladı. Flemenkçeden ya da İspanyolcadan daha çok Türkçe kelime biliyor.

Yalın’ı seviyorum. Bir de Sezen Aksu. Çok duygusal şarkıları var.

Ankara’ya, Bodrum’a İzmir’e, Antalya’ya, Alanya’ya gittik. İçlerinde en güzeli Bodrum. Sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en güzel yeri.

Ibiza’da saçını pembe yapıp tangayla mı dolaşmak istiyorsun? Kimse dönüp bakmaz. Pek kural yoktur. Hollanda daha kuralları olan bir ülke. Ama İstanbul’daki gündelik hayatımla kıyasladığımda pek de fark hissetmiyorum. Ben burada kendimi Hollanda’da olduğumdan çok daha fazla evde hissediyorum.

Wesley’le daha geçen gün bu mevzuyu konuştuk. O da aynı şeyi söylüyor. Birkaç fırsat oldu aslında ama Hollanda televizyonuyla kapsamlı bir sözleşmem vardı. Bebeğim daha 1 yaşında, geçen hafta pasaportuna bir baktım 39 ülkeye giriş çıkış yapmış.

Bunların da çoğu iş için gittiğim yerler. Belki bir ya da iki tanesi tatildir. Önümüzdeki yıldan itibaren Hollanda’da daha az, Türkiye’de daha çok iş yapacağım. Tabii Türkçemi de ilerletmem lazım biraz daha.

Tabii ki giysi, yemek gibi şeyler de önemli ama ilk şart evde sevginin olması. Wesley’le ben birbirimizi çok seviyoruz. Sürekli konuşuyoruz, şakalaşıyoruz, eğleniyoruz. Xess bunu izlemekten çok mutlu oluyor, hep gülüyor. Eğer ebeveynler birbirini seviyorsa, bu yeterli.

Çocuk İstismarına Hayır Derneği'ni (Stop Child Abuse) küçükken yaşadığım şeylerden dolayı kurmadım. Zaten o zavallı kız çocuklarının yaşadıklarını ben yaşamadım. Her ailenin, her evin kendi hikâyesi var. Çocukluğumun ilk birkaç yılı iyiydi. Büyük bir aileydik. Babam İspanya’da otelleri, kulüpleri olan önemli bir adamdı.

Babamdan hiçbir şey istemedi. Ne para ne başka bir şey. Büyükbabamlarla oturmaya başladık. Önceki zengin hayatımızla hiçbir alakamız kalmamıştı. Bu yüzden hem varlığı hem yokluğu bilirim. Çocuğuma da bunu öğretmek istiyorum. Maalesef hayat her zaman tatlı, güzel, kolay değil. Hele bazı çocuklar için. Derneğin amacı da bu. 16 ülkede çalışmalar yapıyoruz.

İstatistik ve sayılar bütün dünyada korkutucu. İnsanlar olup bitenlerin farkında değiller. Bilmedikleri için de onları suçlayamayız. Birbirimizin gözünü açmalıyız. Türkiye’de de bir şeyler yapabilirim tabii. Ama belki önce evsiz çocuklarla falan başlamak lazım. Çünkü herkes bu sorunla yüzleşmeye hazır değil.

{ "vars": { "account": "UA-10790637-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }