FUTBOL

Tuna Yüksel: “Galatasaray Benim Hayatım”

Senarist Tuna Yüksel, kariyer yolculuğunu, futbola olan tutkusunu ve Galatasaray ile bağını Galatasaray Gazetesi’ne anlattı.

Abone Ol

Tuna Yüksel… Son olarak Tabii'de yayınlanan Muhabir dizisinin senaristlerinden biri olarak izleyiciyle buluşan senarist Tuna Yüksel ile editörlükle başlayan kariyer yolculuğunu, Galatasaray Spor Kulübü'nde geçirdiği yılları, senaristliğe uzanan hikâyesini ve futbola olan tutkusunu konuştuk.

Seni bugün senarist olarak tanıyoruz. Ancak kariyerin editörlükle başladı. O günlerden bugüne baktığında nasıl bir yolculuk görüyorsun?

Henüz 14-15 yaşlarında yaşımı daha büyük gösterdiğim bir şekilde futbol sitelerinde editörlük yaparak çalışmaya başladım. Oradan sonra bir kısa film çekip onun başarısının ardından da kendimi sektörden buldum. Yazdığım zaman çok kısa ve çok kolay geliyor olabilir ancak bunu yaşarken hiç bu kadar kısa ve kolay değildi. Ancak bu yolculuk için mutluyum. Yolculuğun devam ediyor olması ise çok heyecanlandırıyor beni.

Galatasaray Spor Kulübü'nde çalışmak kariyerine ve bakış açına neler kattı?

Aslında editör olarak çalıştığım için bu anlamda pek bir şey katmadı. Ama tuttuğum, aşık olduğum futbol kulübüm adına çalışmış oldum. Bu da benim övünebileceğim, gururla anlatabileceğim bir şey.

Futbolun merkezinde çalışırken hikaye anlatıcılığına yönelmeye nasıl karar verdin?

Aslında hikaye anlatmak her zaman hayalimdi. Ancak para kazanabilmek adına bir işe ihtiyacım vardı. Yazmak dışında elinden bir şey gelmeyen biri olarak burada özellikle o dönem yeni yeni yayılan sosyal medyaya bağlı internet siteleri sayesinde bir kariyer yaptım. O kariyeri yaparken kendimi bir şekilde sektöre tanıttım. Bir yandan haberler yazarken diğer yandan anlatmak istediğim hikayeleri hep besledim. Oraya hep hazırlandım. Ve şans yaratıp o şansı iyi kullandım.

Senaryo yazarken futboldan öğrendiğin ve hala kullandığın bir disiplin ya da bakış açısı var mı?

Sadece senaryo açısından değil, hayattaki bildiğim her şeyi futboldan öğrendim. Hayatta olduğu gibi senaryo yazarken de futboldan öğrendiğim çoğu şeyi kullanmaya çalışıyorum. Kazandığın zamanlarda buna kapılıp gevşememeyi, kaybettiğin zamanlarda buna takılıp pes etmemeyi son saniyeye kadar mücadele etmeyi hep futboldan öğrendim. Ya da cesur mağlubiyetlerin, korkak zaferlere tercih etmeyi de futboldan, futbolda en sevdiğim insandan öğrendim. Bunun gibi çok şey var referans aldığım…

Leyla ile Mecnun gibi unutulmaz bir dizinin senaryo ekibinde yer aldın. O projede yer almak nasıl bir deneyimdi? Ne hissediyorsun?

Yani bir okul gibiydi, çok şey öğrendim. Burak Aksak, ben ve benim gibi benzer mahallelerde büyümüş oradan çıkmış gençlere bir şeyler yapabileceğini öğreten adamdı. Onunla çalışmak, futboldan örnek verirsem Fatih Terim ile çalışmak gibi bir şeydi. Leyla ile Mecnun dizisi ise UEFA Kupası kazanmış o kadro gibiydi. Türkiye’nin en efsane, en unutulmaz işinin ufak da olsa bir parçası olmak hala aklımın almadığı, beni mutlu eden bir şey. Torunlarıma anlatacak bir şeyim şimdiden var.

Son olarak Muhabir dizisinde yer aldın. Bu proje senin için neden önemliydi?

Muhabir dizisi de Leyla ile Mecnun veya Yaşam Koçu veya Doğu Demirkol mizahının dışında yeni bir meydan okumaydı. Emrah Ağuş işin yaratıcısı ve yönetmeni olarak bana güvendi, onu mahcup etmemek benim adıma önemli ve kıymetliydi. Zaten kişisel hayatımda da muhabirlikten senaristliğe, yönetmenliğe geçiş yaptığım için benim için ayrı bir yeri olan bir projeydi. Bu yüzden önemli bir yere koydum. Ve iyi bir şeyin ortaya çıktığını düşünüyorum. İşi çok seviyorum. Çok mutluyum.

Yazarlık serüveninde seni en çok etkileyen isimler kimler oldu?

Yani beni etkileyen çok isim var. Herkesten etkilenirim. Herkesin iyi olan taraflarını görüp onlardan bir şeyler almayı seviyorum. Ya da kötü taraflarını görüp ona dikkat etmeye çalışıyorum. Ancak isim vermem gerekirse Oğuz Atay, beni sadece yazarlık serüvenimde değil, bütün hayat serüvenim için etkilemiş biri. Aklıma ilk olarak o geldi.

Komedi, dram ve gerçek hayat arasında kurduğun denge dikkat çekiyor. Seni hikaye anlatırken en çok besleyen şey nedir?

Çok teşekkür ederim. Yani besleyen şey, hayat tabii ki. Hayattaki herhangi bir şey beni besleyebilir. Zaten ben hayatımı da uzun süredir, bir şeyler beni beslesin diye yaşıyorum. Yolda yürürken yanımdan geçip giden biri, bir gece kulübünde gördüğüm çok güzel bir kadın, televizyonda izlediğim bir futbol maçı. Her şey besleyebiliyor. Ama bütün hepsini kapsayacak o kelime sanıyorum ki, gerçek hayat olurdu.

Bir hikayeye başlarken önce karakter mi gelir, olay mı?

Değişiyor aslında. Bazen bir hikaye başlatıyor her şeyi, bazen uğruna hikaye yazmak istediğim karakterler. O yüzden tam bir yanıt veremeyeceğim.

Futbolun iyi bir senaryo gibi olduğunu düşünüyor musun? Bir maçı izlerken senarist gözüyle baktığın oluyor mu?

Bir maçı izlerken senarist gözüyle bakmıyorum çünkü öyle bakarsam zevk alamam. Hatta bu yüzden filmleri de sadece bir seyirci olarak izliyorum. Çocukluğunda filmleri izleyip aşık olan o Tuna gibi izlemeyi seviyorum. Futbol maçlarını da öyle. Sadece futbolu seven biri olarak izliyorum. Galatasaray maçlarını ise zaten çok gergin ve çok heyecanlı bir şekilde izlediğim için senarist olarak izlemem pek mümkün olmuyor. Ancak futbolun o bilinememezliği, her an her şeyin olabileceği, içinde barındırdığı hikayeleri düşündüğümde kurmaca dünyadan daha çok hoşuma gidiyor açıkçası. Futbolun büyüsü de zaten bence buradan geliyor.

Futbolla alakan nasıl? Futbolu takip eder misin?

Futbolla alakam çok iyi. Futbolu takip ediyorum. Galatasaray’ın her maçını, ama her maçını izliyorum. Eğer çok büyük bir işim varsa ve izlemediysem daha sonra mutlaka izleyerek telafi ediyorum. Onun dışında dünya futbolunu da takip ediyorum. Real Madrid’i seviyorum. İspanya’da Real, Barcelona, Atletico maçlarını; İtalya’da büyük maçları, İngiltere’de bütün maçları izlemeye çalışıyorum. Türkiye’de ise Süper Lig ve 1. Lig’i çok yakın takip ediyorum. Bu konuda gurme bile sayılırım. Böyle kimsenin izlemek istemeyeceği maçları ilgiyle izliyorum.

Galatasaraylı olmanın hayatındaki yeri nedir? Çocukluğundaki Galatasaray sevgisini nasıl hatırlıyorsun?

Galatasaray benim hayatımın kendisi diyebilirim. Bu hayatta Galatasaray dışında, tamamıyla savunduğum, ölümüne inandığım başka hiçbir şeyim yok. Hayatımdaki herkes de Galatasaray’ın benim için ne denli büyük bir yer kapladığının farkında. Hatta daha sonradan hayatıma giren insanlar, bu duruma şaşırıyor olsa da bunun gerçek bir sevgi olduğunu fark edip hemen alışıyorlar. Çocukluğumda başladığını hatırlıyorum bu sevginin. Babamdan geçen bir sevgi bu. Hatta bu topraklarda büyümüş, neredeyse her orta sınıfa mensup erkek gibi babasıyla konuşabildiği, ortak noktada buluşabildiği tek şeyin futbol takımı olduğu biriyim. Babam yaş aldıkça o eski fanatikliğini bıraktı ama ben yaş aldıkça o fanatiklik arttı. Benim bütün ailem Galatasaraylı. Amcalarım, dayım, halalarım, kuzenlerim.. Deplasmandaki bütün maçları bu büyük geniş ailemle izlemeye çalışıyorum. Totem olarak işe yaradı ve devam ediyoruz. Bu sene de öyle olacak.

Futbolla ilgili unutamadığın bir maç ya da anı hangisi?

Yani aslında çok var. Hangisini söyleyebilirim bilmiyorum. Lisede olduğum ve gündüz oynanan Juventus maçı aklıma geliyor. Şampiyonluğunu ilan ettiğimiz Başakşehir maçı. Onyekuru’dan koşu var olarak hatırladığımız Kadıköy deplasmanı. Okan Buruk döneminde 3 gol atıp kazandığımız maçlar. Son olarak Juventus’a 5 attığımız maç inanılmazdı, ne hissedeceğimizi bilememiştik… Anı olarak ise Süper Final denilen bir şey çıkarmışlardı, o maçı evde izlerken gerginlikten ölüyordum, kalp krizi geçireceğimi sanmıştım. Maç bittiğinde heyecandan evdeki kapıyı kırmıştım. Gerçekten kapı kırılmıştı. O dönem 1 yaşında olan kuzenim Ege’yi hava atmıştım, kim tuttu onu bile hatırlamıyorum. Şimdi öyle bir şeye dayanabilir miyim, inanın bilmiyorum.

Galatasaray'ın sana hissettirdiği ilk duygu nedir?

Aidiyet. Benim gibi aidiyetle ilgili sorunu olan birine bu hissi verebilmesi hala anlayamadığım, bana büyülü gelen bir şey.

Sence Galatasaray'ı diğer kulüplerden ayıran en önemli özellik ne?

Bence başarıya olan bakış açısı. Galatasaray, sadece diğer kulüplerden değil, ülkedeki hemen hemen her şeyden bu anlamda ayrılın bir özelliğe sahip. Çünkü başarısızlığa tahammül asla yok. Dört sene üst üste şampiyon mu oldun? Bu sene olamazsan, onların önemi yok. Bahaneler yok, bahanelere sığınmak yok. Size savaş açan bir federasyon başkanı da olsa şampiyon olmak zorundasın. Kimseye muhtaç olmayan bir kulüp ve o yüzden 6 ay içinde başarısız bir başkanı gönderebiliyoruz. Bu müthiş.

Yazarlık kariyerinde Galatasaray kültürünün etkisini hissettiğin anlar oldu mu?

Yazarlık kariyerimde değil ama kendi hayatımda olmuş olabilir. Galatasaray nasıl o şampiyonluk yarışına girdiği zaman kazanacak bir winner karakteri varsa, ben de o noktaya getirebildiğim her şeyde başarılı olabiliyorum. Ancak başarısız olacağım bir şey olduğu zaman da tıpkı Galatasaray’ın 8. ya da 13. bitirmesi gibi, o kadar başarısız olabiliyorum. Ancak kazanma kültürünü, bu kültürü elde edebilmek adına kazanmak adına mücadele etmeyi bırakmamasını kendimle bağdaştırıyorum.

Sence iyi bir takım olmakla iyi bir senaryo yazmak arasında benzerlikler var mı?

Senaryo yazmakla bir benzerliği yok bence. Ancak iyi film yapmakla benzerliği olabilir. En basitinden başarılı olmak adına atanın ve tutanın iyi olacağı söylenir. İyi bir film yapmak için de bu böyledir. Senaristin ve oyuncuların iyi olursa, yönetmen ne kadar kötü olursa olsun sanıyorum, film iyi oluyor.

Galatasaray ile ilgili bir film yapmak ister misin? Nasıl bir film olurdu bu?

Yani Galatasaray ile ilgili bir film yapmak istiyorum. Ancak henüz bir yapımcı bulamadım. Belki GSYİAD’a gidip orada dolaşmalıyım. Benim yapmak istediğim film, biraz Galatasaray üzerinden baba - oğul hesaplaşması. Ancak tamamıyla Galatasaray üzerine bir film yaparsam, bu başarı üzerine bir film olurdu. Başarılı olabilmek için pes etmemeyi anlatan ve öldü diye baktığın Galatasaray’ın senin cenazeni kaldırdığını gördüğün bir film yapardım.

Bugüne kadar yazdığın projeler arasında seni en çok geliştiren iş hangisiydi?

Bütün işler beni geliştirdi. Leyla ile Mecnun bir okul gibiydi, Burak Aksak bana inanan ve güvenen, ilk insandı. Oradan komedi anlamında çok şey öğrendim. Doğu Demirkol da bana bir komedyenle çalışmayı ve yeni bir komedi anlayışını öğretti. Hakan Bonomo ile birlikte çalıştığım Sen Büyümeye Bak ise komedi dışında dram yapabileceğimi gösterdi ve öğretti. Hakan abiden hem senaryo anlamında hem sektör anlamında çok şey öğrendim. Onun sayesinde Netflix’e bir iş yapmış oldum. Daha uzun çalışmak ve farklı şeyler yapmak isterdim ama olmadı. Muhabir dizisi de tamamen farklı bir komedi anlayışıyla kendimi denemeyi öğretti. Emrah Ağuş da yol arkadaşlığı yapmaktan çok mutlu olduğum bir abim. Bana çok şey kattı, çok şey öğretti. Özellikle bir yönetmen olarak senaryoya nasıl baktığını, ne istediğini, neleri yanlış ya da doğru yaptığımı anlamam konusunda çok iyi bir öğretmen oldu. Onunla çalışmaya devam edeceğimi düşünüyorum. Bu yüzden mutluyum. Günün sonunda çalıştığı her işten bir şeyler öğrenmiş biriyim. Birbirinden farklı insanlarla, birbirinden tamamen farklı platformlarla çalıştım. Hepsinden çok şey öğrendim.

Yazarken ilhamın tükendiğinde futbola sığındığın olur mu? Bir maç izlemek ya da stada gitmek sana iyi gelir mi?

Stada gitmek iyi geliyor. Ali Sami Yen Arena’yı seviyorum çünkü genelde orada kaybetmiyoruz. Bu yüzden iyi hissediyorum. Ancak futbola her zaman sığınıyorum. Dünya futbolundan bir maç olsa bile izlerken çoğu şeyi unutuyorum. Kendi kafasının içinden çıkamayan biri olarak futbol bana o kendi kafamın çöplüğünden çıkmama olanak veriyor. Futbolu bu yüzden seviyorum. Bütün o dertlerimi unutup izlediği o maçtan kimin çıkması gerektiğini düşünürken bulabiliyorum kendimi. Ya da 4-2-3-1 mi 4-4-2 mi diye düşünürken bir bakıyorum zaman geçmiş. Biraz olsun rahatlamışım..

Önümüzdeki dönemde izleyiciyi hangi projeler bekliyor? Üzerinde çalıştığın yeni hikayelerden biraz bahsedebilir misin?

Aslında çok şeyin olduğu ama bir yandan hiçbir şey yokmuş gibi gelen bir dönemdeyim. Şu anda birkaç farklı platform ve yapım şirketi için geliştirdiğim projeler var. Henüz resmiyet kazanmadıkları için detay veremiyorum ama önümüzdeki dönemde hem komedi hem de farklı türlerde hikayelerle izleyicinin karşısına çıkmayı umuyorum. Hayatımın en üretken dönemlerinden birindeyim. Bunu göstermek de istiyorum.

Sence Galatasaraylı olmanın en güzel yanı nedir? En zor yanı nedir?

En güzel yanı, winner hissetmek. Ancak en zor yanı da tatminsizlik sanıyorum ki. Diğer takımın arkadaşları küçük şeylerden mutlu olmayı öğrenirken, ben ve aynı takımı tutan arkadaşlarım pek mutlu olmayı bilmiyoruz. Hep daha fazlasını istiyoruz, yetinmiyoruz. Yıllardır şampiyon olamamış rakiplerin varken, 4 sene üst üste şampiyon olup, bu sene şampiyon yapmayacaklar bizi diye düşünüp üzülmek biraz şov gibi de geliyor. Ama öyleyiz ne yapalım.

Galatasaray tarihinden senin için unutulmaz futbolculardan bir 11 yapsan. On bir nasıl olurdu?

Zor bir soru. O dönemi hatırlayamadığım için hatırladığım 2002 sonrası üzerinden bir 11 yapacağım.

Kaleye Fernando Muslera’yı alıyorum. Sağ bek için bir sezonluk performansı Sacha Boey aklımdan geçiyor olsa da, Mariano’yu da seviyor olsam da, Emmanuel Eboue demek istiyorum. Stoper hattı Ujfalusi’ye ayıp olmayacağını düşünerek Nelsson’u son dönemde sildiğim ve Marcao’yu hak edene hak ettiği gibi davrandığı için ayrıca seviyor olsam da Bülent Korkmaz hayatımın topçusu olsa da Davinson Sanchez - Abdülkerim Bardakçı ikilisinden oluşur. Sol bek için keşke Sallai’yi burada oynatabilsem, askerim benim. Ama Telles’i falan çıkardığımda Albert Riera dışında aklıma biri gelmiyor, onu seçeceğim. Felipe Melo ve Lucas Torreira ile orta sahayı kitlerim. Forveti ikilemek adına yanlarına Mertens’i de koyarım. Önlerine hemen 10 numara olarak Wesley Sneijder’i alır kaçarım. Forvete de 99 numaralı İcardi ile Osimhen’i koyarım.

Yani kadrom baklava 4-4-2 olarak: Muslera - Eboue, Davinson Sandez, Abdülkerim, Riera - Felipe Melo, Torreira, Mertens, Sneijder - İcardi, Osimhen

Galatasaray’ın 4 sene üst üste şampiyonluğu ile ilgili ne söylersin? Ve tabii böyle bir başarının ardından gelecek olan bu sene için neler düşünüyorsun?

1996 doğumlu olduğum için 4 sene üst üste şampiyonluğumuzu pek hatırlamıyordum. Ancak o başarıdan sonra, öyle bir başarının gelmeyeceğini düşünmüyordum. Bu yüzden çok mutluyum. Bunu başaran yine biziz. Ve gerçekten bu takımı çok seviyorum. Çok kısa kalan oyuncuları bile çok seviyorum, şanslıyız ki, onlar da bizi seviyor. Takımda çok az kalan herhangi biri de bizimle ilgili çok iyi konuşuyor. Bu her şeyin göstergesi sanıyorum ki. Galatasaray’da takım olmak bu dört sezonda çok önemliydi, çok büyük bir avantaj oldu. Üst üste 5. şampiyonluğu istiyorum. Ancak bizi bu sene şampiyon yapmayacaklar diye düşünüyorum :)

Paylaşımlarında Mauro İcardi’ye çok yer veriyorsun. İcardi’ye olan sevgin için ne söylemek istersin? Ve tabii onun geleceğiyle ilgili ne düşünüyorsun?

Mauro İcardi benim en sevdiğim futbolcu. Belki Felipe Melo’yu, Sneijder’i, Osimhen’i de çok sevdim, seviyorum da. Ancak Mauro Icardi’nin yaptığı şey daha başka bir şey. Belki toplu bir büyü olarak açıklayabilirim. Sadece kendim üzerimden değil, diğer taraftarlarımıza baktığım zaman da gördüğüm bir şey bu. Kendi karısına, oğluna sevgisini gösteremeyen o adamların, söz konusu Icardi olduğu zaman, sahip oldukları tavır, gösterdikleri o sevgi, beni her seferinde büyülüyor. Bütün stadın hep birlikte büyük bir coşkuyla “Aşkın Olayım” söylemesi nasıl açıklanabilir ki? Ya da ben kendim, 5-0 kazanacağımıza, 2-0 kazanalım ama İcardi de gol atsaydı diye düşündüğüm olmuştu. Icardi öyle bir topçuydu maalesef. Yeni neslin tamamını Galatasaraylı yaptı, bir futbolcudan, bir ikona dönüştü. Bir Galatasaraylı olarak onu sevmemek mümkün değil.

Ancak Mauro Icardi’yi çok seven biri olarak artık ayrılma zamanının geldiğini de kabul ediyorum. Onun ayrılışına çok üzüleceğim, onu çok özleyeceğim ama bu ayrılık yaşanmadığı takdirde yaşanabileceklerini düşündüğümde daha çok üzülüyorum. Toksik bir ilişki yaşamış biri olarak o dönemde ayrılmayı becerememiş, birbirimizi çok sevdiğimiz halde birbirimize inanılmaz zararlar vermiştik. Mauro İcardi ile bunun böyle olmasını istemiyorum. Icardi’ye şunu söylüyorum: “ama galiba bütün bu olanlara dayanamam, ama hazırım.. Sen giderken adımlarını sayarım..”

Bu sezon Galatasaray’ın transfer çalışmalarına ne diyorsun?

Bir şey diyemiyorum. Çünkü yok gibi. Transfer yapmak şart. Aral Şimşir, Salih Özcan gibi oyuncuları kaçırmamak gerekiyordu. Bundan dolayı hata yaptığımızı düşünüyorum. Ancak mevcut kadro bize yeter saçmalığına kapılmamak lazım. Transferleri yaparak, 5. şampiyonluğa koşmamız gerekiyor.

Son olarak, Galatasaray Gazetesi okurlarına vermek istediğin bir mesaj var mı?

Galatasaray Gazetesi’nde büyük bir emek var. Bunu çok iyi biliyorum. Destek olabilmek çok önemli. Ve herkesin 4 sezondur yaptığı totemlere devam etmesini, asla bırakmamasını istiyorum. En zor şampiyonluk her zaman bu sezonki şampiyonluk olmuştur. Yine öyle. Dört sene kolaydı, ama en zoru bu seneki şampiyonluk. Bunun için de: “Yönetim, futbolcu, taraftar şampiyonsun Galatasaray” (inşallah) diyorum.

KISA KISA SORU CEVAP

Tek kelimeyle Galatasaray: HAYAT.

En sevdiğin forma: PARÇALI. (Özellikle 2012-2013 ve İcardi 99 numara parçalısı)

En sevdiğin deplasman: KADIKÖY.

En sevdiğin teknik direktör: FATİH TERİM.

En sevdiğin kaptan: BÜLENT KORKMAZ.

En sevdiğin 10 numara: WESLEY SNEİJDER.

En sevdiğin Galatasaray bestesi: SEVEREK ÖLECEĞİZ GALATASARAY.

En sevdiğin İcardi golü: Fenerbahçe’ye attığı ilk gol, Fenerbahçe U-19’a attığı gol. Manchester United’a attığı gol.

Bir gün film yapmak istediğin Galatasaraylı: Arda Turan. Yükseliş, düşüş, her şey var.

{ "vars": { "account": "UA-10790637-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }